Mevzuatta Sadeleşme Arayışı: Draghi Raporu ve AB’den Türkiye için Çıkarımlar
Procompliance sitesinde yayımladığımız Mevzuat Uyum Yazı Serisi’nin yedinci yazısıyla yeniden birlikteyiz. Serimizin önceki bölümlerinde, uyum fonksiyonunun şirketlere kattığı değeri, geleceğini, sürdürülebilirlik gibi kritik alanlardaki rolünü ve neden sadece bir zorunluluk değil, hayati bir gereklilik olduğunu derinlemesine ele almıştık.
Bu yeni yazımızda ise merceğimizi bir adım daha genişleterek, uyum profesyonellerinin faaliyet gösterdiği alanın kendisine, yani “mevzuatın yapısına” odaklanıyoruz. Küresel rekabetin kurallarının yeniden yazıldığı bir dönemde, ülkelerin ekonomik dayanıklılığı ve büyüme potansiyeli, sahip oldukları düzenleyici çerçevenin kalitesiyle doğrudan ilişkili hale geliyor. Eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin 2024 tarihli AB Rekabetçilik Raporu, bu gerçeğin altını çizerken “etkili ancak sade” bir mevzuat yapısının önemine işaret ediyor.
Bu vizyoner çağrıyı takiben, Eylül 2025’te Avrupa Parlamentosu’nca yayımlanan “Simplification, not deregulation?” (Sadeleşme, Kuralsızlaştırma Değil) başlıklı derinlemesine analiz, konunun teknik ve felsefi altyapısını gözler önüne seriyor. Bu iki önemli çalışma, Türkiye’nin kendi mevzuat yapısını geliştirme yolculuğunda dikkate alması gereken değerli dersler içeriyor.
Temel Ayrım: Sadeleşme mi, Kuralsızlaştırma mı?
Avrupa Parlamentosu raporunun başlığı, tartışmanın merkezindeki en kritik soruyu soruyor. Amaç, finansal istikrarı ve kamu yararını koruyan temel güvenceleri ortadan kaldırmak (kuralsızlaştırma) değil, bu güvenceleri korurken ortaya çıkan karmaşıklığı, maliyeti ve bürokrasiyi azaltmaktır (sadeleşme).
Rapor, düzenlemelerin karmaşıklığının keyfi bir durum olmadığını, genellikle denetlenen sektörlerin (örneğin bankacılık) ve finansal ürünlerin karmaşıklığından kaynaklandığını kabul ediyor. Ancak bu durum, verimsizliklerin ve gereksiz yüklerin göz ardı edilmesi için bir bahane olamaz. İşte bu noktada, Türkiye için de fırsat alanları belirginleşiyor.
“Akıllı Sadeleşme” İçin Düşük Maliyetli, Yüksek Etkili Adımlar
Avrupa’daki tartışmalar, sadeleşmenin somut olarak nerelerde uygulanabileceğine dair önemli ipuçları veriyor. Türkiye’de de bu alanlara odaklanmak, hızlı ve etkili sonuçlar doğurabilir:
1. Teknolojik ve Bürokratik Verimsizliklerin Giderilmesi: Rapor, denetim süreçlerinde mükerrer veya gereksiz bilgi talepleri, güncelliğini yitirmiş IT araçları veya kağıt formlar gibi verimsizliklere dikkat çekiyor. Kurumların farklı birimlerinden gelen, birbiriyle örtüşen veri talepleri ve koordinasyonsuz denetim faaliyetleri, şirketler üzerinde ciddi bir operasyonel yük oluşturuyor. Türkiye’de de kamu kurumları arasında veri paylaşımını ve denetim koordinasyonunu artıracak dijital platformların kurulması, bu yükü hafifletmeye yönelik en etkili adımlardan biri olabilir. Bu noktada 26.11.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Rehberlik, Teftiş ve Denetim Faaliyetlerinin Düzenli ve Etkin Bir Şekilde Yerine Getirilmesi konulu 2024/14 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, ülkemiz açısından atılmış önemli bir adım ve bir kilometre taşıdır.
2. Raporlama Yükümlülüklerinin Rasyonelleştirilmesi: Avrupa Merkez Bankası (AMB), raporlama süreçlerindeki örtüşmeleri ve verimsizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik özel bir çalışma grubu kurmuş durumda. Avrupa Komisyonu’nun, özellikle KOBİ’ler için idari yükleri azaltma hedefi ve sürdürülebilirlik raporlama şablonlarını sadeleştirme adımları da bu yaklaşımı destekliyor. Draghi Raporu’nun da işaret ettiği gibi, RegTech (Regülasyon Teknolojileri) çözümlerinin benimsenmesi, bu alanda otomasyonu artırarak hem uyum kalitesini yükseltebilir hem de maliyetleri düşürebilir.
3. “Yumuşak Hukuk” Enflasyonunun Kontrolü: Avrupa’daki paydaşlar, düzenleyici otoritelerin yayımladığı rehber, kılavuz gibi belgelerin zamanla bağlayıcı kanunlar kadar katı uygulanan “dördüncü bir mevzuat katmanı” haline geldiğinden şikayet ediyor. Bu durum, hukuki öngörülebilirliği azaltırken, kurumları resmi mevzuatta yer almayan yükümlülüklerle karşı karşıya bırakıyor. Türkiye’de de düzenleyici kurumların ikincil ve üçüncül düzenlemelerinin (rehber, kılavuz vb.) ana mevzuatın ruhu ve sınırları ile uyumunun düzenli olarak gözden geçirilmesi, hukuki belirliliği artıracaktır.
Stratejik Denge: Rekabet Gücü, İstikrar ve Öngörülebilirlik
Sadeleşme, sadece teknik bir temizlik operasyonu değildir; aynı zamanda stratejik bir denge arayışıdır. Avrupa Parlamentosu raporu, “rekabetçilik” kavramının bir düzenleme hedefi olarak tanımlanmasındaki zorluklara dikkat çekiyor. Rekabetçilik, kuralları gevşeterek kısa vadeli kârlılığı artırmak mı, yoksa sağlam ve öngörülebilir bir çerçeve ile uzun vadeli sürdürülebilir değeri yaratmak mıdır?
Uzmanlar, gerçek rekabetçiliğin, sağlam ve dayanıklı bir bankacılık ve finans sistemi ile mümkün olduğu konusunda hemfikir. Bu da bizi tekrar Draghi’nin “etkili ancak sade” formülüne geri getiriyor.
Türkiye İçin Bir Yol Haritası Önerisi
Avrupa’daki bu entelektüel tartışmalardan ilhamla, Türkiye’nin mevzuat altyapısını geleceğe hazırlamak için üç adımlık bir yol haritası önerilebilir:
1. Sistematik Diyalog Platformu Kurulması: Düzenleyici otoriteler, sektör birlikleri (TBB, TKBB, TOBB, TÜSİAD vb.), meslek örgütleri ve sivil toplumun katılımıyla, sadeleşme fırsatlarının ve risklerinin düzenli olarak tartışılacağı daimi bir diyalog mekanizması oluşturulabilir. Özellikle ülkemiz finans sektöründe, TBB, TKBB gibi kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile BDDK, TCMB gibi idari otoriteler arasında değer katan iş birlikleri bulunmakla birlikte; sadeleşme özelinde daha yapılandırılmış ve sürekli bir diyalog mekanizmasının oluşturulması, mevcut birikimi daha da ileri taşıyacaktır. AB raporunun da vurguladığı gibi, bu sürecin şeffaf olması ve tüm paydaşların görüşlerinin dikkate alınması kritik öneme sahiptir.
2. Veriye Dayalı Etki Değerlendirmesi: Yeni çıkarılacak veya değiştirilecek her düzenlemenin, getireceği uyum maliyetleri ve operasyonel yükler açısından titiz bir etki değerlendirmesinden geçirilmesi standart bir uygulama haline gelmelidir. Mevcut düzenlemelerin etkinliği de periyodik olarak ex-post (sonradan) değerlendirmelerle ölçülmelidir.
3. RegTech Ekosisteminin Teşvik Edilmesi: Kamu, özel sektör ve üniversite iş birliği ile uyum süreçlerini dijitalleştiren ve otomatize eden yerli RegTech çözümlerinin geliştirilmesi teşvik edilmelidir. Bu, sadeleşme çabalarını teknoloji ile destekleyerek kalıcı hale getirecektir.
Sonuç olarak, sadeleşme, kurallardan vazgeçmek değil, kuralları daha akıllı, daha verimli ve daha etkili hale getirme sanatıdır. Türkiye, bu sanatı ustalıkla icra ederek hem yönetişim kalitesini güçlendiren hem de küresel rekabette öne çıkmasını sağlayan bir mevzuat altyapısı inşa edebilir.
Saygılarımızla,
Vahdet Deniz AKÇAOĞLU
“UYARI: Bu çalışmada yer alan görüşler, yazarın kendi görüşleri olup, çalıştığı kurumun görüşlerini yansıtmamaktadır. Bu yazı yalnızca bilgilendirme amacıyla yayımlanmış olup, herhangi bir hukuki görüş, yönlendirme ve tavsiye içermemektedir. Ayrıca, bilgiler yazının hazırlandığı tarihteki mevzuat göz önünde bulundurularak verilmiş olup, yazı içeriği aradan geçen zaman içerisinde mevzuat değişiklikleri ve ilgili kurumların konu hakkındaki görüşleri çerçevesinde güncelliğini yitirmiş olabilir.”
Mevzuat Uyum Yazı Serimizin diğer yazılarına aşağıdan ulaşabilirsiniz:
- Yazı: “Mevzuat Uyum Fonksiyonu ve Rekabet Kurumu Yerinde İncelemeleri”
- Yazı: “Şirketlere “Mevzuat Uyum Fonksiyonu” Değer Katar!”
- Yazı: “Mevzuat Uyum Fonksiyonunun Geleceği”
- Yazı: “Bankacılık ve Sigortacılıkta Uyum Kontrolleri ile BDDK İç Sistemler Yönetmeliği Revizyonu”
- Yazı: “Sürdürülebilirlik Yolunda Mevzuat Uyumun Rolü”
- Yazı: “Mevzuat Uyum: Yalnızca Bir Zorunluluk Değil, Hayati Bir Gerekliliktir!”
Avrupa Parlamentosu Eylül 2025 ‘Simplification, not deregulation?’ Raporu:

